Karar alma süreçlerinde söylenmeyenlerin gücü

Modern dünyada veri; söylenenler, ölçülenler ve kayda geçenler üzerinden okunur.
Oysa siyaset, diplomasi ve stratejik karar alma süreçlerinde asıl belirleyici olan çoğu zaman söylenmeyenlerdir.

Bir açıklamanın gecikmesi,
bir toplantının ertelenmesi,
bir cümlenin özellikle kurulmamış olması…
Bunların hiçbiri tesadüf değildir.

Sessizlik, çoğu zaman bir boşluk değil; aktif bir tercihtir.

Kavramsal olarak sessizlik, pasiflik anlamına gelmez.
Aksine; güç ilişkilerinde sessizlik, bilginin henüz paylaşılmadığını,
zamanın bilinçli biçimde kullanıldığını
ve karşı tarafın tepkisinin ölçüldüğünü gösterir.

Diplomaside “beklemek”, çoğu zaman “kararsızlık” olarak yorumlanır.
Oysa stratejik bağlamda beklemek;
bilginin olgunlaşmasına izin vermek,
dengeyi gözlemek
ve doğru anı kollamak anlamına gelir.

Bu nedenle sessizlik, analiz edilmesi gereken bir veri türüdür.
Konuşmalar kadar, konuşulmayan anlar da okunmalıdır.
Çünkü bazı aktörler, en net mesajlarını hiç konuşmadan verir.

Kavramsal düşünmede temel soru şudur:

Bir şey neden söylenmedi?

Bu soru, çoğu zaman söylenenlerden daha fazla bilgi taşır.

Uluslararası ilişkilerde ve küresel ticarette başarılı olan yapılar;
yalnızca açıklamalara değil,
açıklamaların zamanlamasına,
eksik bırakılan ifadelere
ve sessizliğin süresine dikkat eder.

Sessizlik; doğru bağlamda okunduğunda,
niyeti, gücü ve yönü ele verir.

Bu yüzden sessizlik, bir yokluk değil;
doğru okunduğunda anlam üreten bir alandır.

Ve kavramsal düşünce,
en çok da bu alanlarda derinleşir.